|
KEKEMELİK Özlem
Akgün/Dil ve Konuşma Terapisti
KE-KE-ME-LİK
Pek çok anne-baba, çocuklarının kekemelik probleminin ne zaman ve ne
şekilde başladığı sorulduğunda benzer bir hikaye anlatırlar. Genellikle
çocuklarının 3-4 yaşlarına kadar gayet düzgün konuştuğunu, hatta
konuşmaya erken başladığını, ancak birden bire konuşmasının bozulduğunu
söylerler. Genellikle bu yaşlar çocuğun yuvaya başladığı yaşlardır. Yine
bu yaşlarda çocuklar kısa tatiller için anne babadan bir süre ayrı
kalırlar. Dolayısıyla ebeveynler çocuklarının konuşmalarının birden bire
bozulmasını ayrı kalma, yuvaya başlama ya da o
sırada gerçekleşen başka bir yaşam değişikliği gibi olaylarla
ilişkilendirirler. Bunun yanı sıra herhangi bir olaydan veya nesneden çok
korkma, herhangi bir duruma çok üzülme gibi, çocuğun duygu durumundaki
ani değişikliklerin de konuşmasını etkileyebileceği düşünülür. Bazı
ebeveynler ise, çocuklarının konuşmaya başladığı ilk zamandan itibaren
kekelediğini, hiçbir zaman akıcı konuşamadığını ve bunun nedenini
anlayamadıklarını bildirirler.
Neden?
Kekemeliğin nedeni ebeveynler kadar araştırmacıların da merak ettikleri
ve hala kesin bir cevap bulamadıkları bir sorudur. Günümüzde kekemeliğin
nedenlerine dair ileri sürülmüş pek çok farklı kuram vardır. Bunların
hiçbiri kesin ve net bir şekilde kekemeliğin nedenini ortaya koyamamıştır.
Ancak, kekemeliğin nedeninin psikolojik olmadığı bilimsel olarak kabul
edilen bir gerçektir. Yani hiçbir çocuk, korktu ya
da üzüldüğü için kekeme olmaz. Bu gibi duygusal durumlar, eğer çocukta
genetik bir yatkınlık söz konusu ise (birincil derecede akrabalarında
kekemelik öyküsü varsa) tetikleyici bir rol oynayabilir. Duygusal
durumlar kekemeliğin şiddetini arttırır, fakat doğrudan doğruya
kekemeliğin nedeni değildir. Öyle olsaydı aynı duyguları yaşan tüm
çocukların kekeme olması gerekirdi! Kekemeliğin nedenini biyolojik ya da fizyolojik yapıdaki farklılıklarla, kişilik
özellikleriyle veya birtakım şartlanma kuramlarıyla açıklamaya çalışan
yaklaşımlar giderek popülerliklerini yitirmektedirler.
Günümüzde kekemeliğin nedenine ilişkin olarak yapılan çalışmalar giderek
beynin çalışma sistemi üzerinde odaklanmaktadır. Akıcı konuşan bireylere
kıyasla, kekemeliği olan bireylerin beyin aktivitelerinde ne gibi
farklılıkların olabileceğini araştırmak üzere “positron
emission tomography
(PET)”, “functional magnetic
resonance imaging (fMRI)” ve diğer beyin görüntüleme tekniklerinden
yararlanılmaktadır. Yapılan araştırmalarda, kekeleme anında sağ hemisferde ortaya çıkan sıra dışı aktivasyonun
terapiyle ya da akıcılığı arttıran
stratejilerle azaldığı ve temporal lobda yetersiz aktivasyon olduğuna ilişkin genel bir
uzlaşma olduğu görülmektedir. Ancak, bulgular arasında önemli
farklılıklar da bulunmaktadır (Ingham, 2003).
Genetik midir?
Kekemelikte genetik etki diğer kompleks bozukluklardakinden daha
güçlüdür. Kekemeliğin tek yumurta ikizlerinin her ikisinde birden görülme
oranı %60 ya da daha fazla iken, çift yumurta
ikizlerinde her ikisinde birden görülme oranı %20-26’dýr (Riley, 2003). Bir ailede kekemelik öyküsü yoksa, o
ailede doğacak olan bir çocuğun kekeleme olasılığı azdır. Ancak, bir
çocuğun anne ya da baba tarafındaki
akrabalarından herhangi birinde kekemelik öyküsü varsa, o çocukta
kekeleme davranışının görülme olasılığı yaklaşık %40-60 oranında
artmaktadır (Akt: Cebiroglu,
1982; Shames, Wiig ve
Secord, 1998).
Yaş?
2-6 yaş arasında çocukların dil gelişiminde çok hızlı bir gelişme
olmaktadır. Cümlelerin karmaşıklığı ve uzunluğu, iki sözcükten oluşan
basit yapılardan yetişkin cümle yapısına doğru artış göstermekte ve
çocuğun sözcük dağarcığı artmaktadır. Ancak, çocuğun dilbilgisel gelişimi
ile üretim kapasitesi aynı değildir. Çocuk farklı yapıda pek çok cümleyi
nasıl kurabileceğini “biliyor” olabilir ancak, bu bilgiyi kullanabilmesi
farklı seviyelerde bir takım becerileri içermektedir. Bilgi ve beceri
arasındaki bu ayrım, kekemelik için önemli bir durumdur çünkü, ileri
düzeydeki dilsel bilgi çocuğun motor becerilerini baskılayabilir (Akt: Hall ve Burgess, 2000). Dolayısıyla, bu yaş grubundaki hemen
bütün çocukların konuşmaları sırasında aynı sözcükleri ya da cümleleri art arda tekrarladıklarına,
nefeslerini söylemek istedikleri cümlenin uzunluğuyla eşgüdümlü olarak
kullanamadıklarına ve uygun olmayan yerlerde duraklamalar yaptıklarına
tanık oluruz. Çoğu zaman bu konuşma biçimi “gelişimsel kekemelik” ya da “normal akıcısızlık” olarak adlandırılır. 2-7
yaş çocuklarının konuşmalarında gözlenen ve normal olduğu düşünülen bu
tip konuşma akıcısızlıkları bazen kalıcı bir problem haline
gelebilmektedir. Bu dönemde çocuğun etrafında bulunan yetişkinlerin,
çocuğun konuşma biçimi hakkında hiçbir yorum/ eleştiri yapmaması, düzgün
konuşması için çocuğu uyarmaması, sakince ne anlatmaya çalıştığını
dinlemesi çocuğun bu konudaki farkındalığını
arttırmaması açısından önemlidir.
Çocuklarda kekemelik başlangıcı çoğunlukla 3-7 yaş arası olmakla beraber,
nadiren ergenlik dönemi ve sonrasında da başlayabilmektedir. Çocukluk
dönemi ya da sonrasında geçirilen ciddi bir
beyin hasarı sonrasında da kekemelik başlayabilir. Bu durum “nörojenik kekemelik” olarak adlandırılmaktadır. Nörojenik kekemeliği olan bireylerde, beyin hasarı
öncesinde bir
kekeleme öyküsünün olmadığı belirtilmektedir (Akt:
Lebrun, Bıjleveld ve
Rousseau, 1990).
Yaygınlık, Sıklık ve İyileşme?
Kekemelik, popülasyonun %5’ini etkilemektedir
ve en yüksek görülme oranı okulöncesi dönemdedir. Bu çocukların en az
%20’sinde kekemelik devam eder, genellikle daha da şiddetlenir ve püberte döneminden sonra da devam ediyorsa yaşam boyu
sürecek olan bir bozukluk haline gelmesi muhtemeldir (Curlee,
1993). Bugüne kadar yapılan araştırmalarda erken dönem kekemeliğin zaman
içerisinde çocuk tarafından kendiliğinden kontrol altına alınabildiği
gözlenmiş ve bu tip konuşma sorunu olan çocuklardan %75’inin beş-altı yaş
civarında kekemelikten kurtuldukları ortaya konmuştur (Konrot, 2000). Cebiroğlu
(1982), altı yaşından önce başlayan ve özellikle bir yıldan eski olmayan
kekemeliklerin %80’inin kendiliğinden iyileşebildiğini aktarmıştır.
Özlem Akgün Hakkında
|